Sitedeki Yeriniz : Ana Sayfa » Haberler » KENDİ SANATINA SAYGISI OLMAYANIN MEMLEKETE NE FAYDASI OLUR?

KENDİ SANATINA SAYGISI OLMAYANIN MEMLEKETE NE FAYDASI OLUR?

KENDİ SANATINA SAYGISI OLMAYANIN MEMLEKETE NE FAYDASI OLUR?

Ardahan’ın türküsü susmuş, hoparlörler başka memleketlerin ezgilerini çalıyor… Peki bizim kültürümüz nerede?

İbrahim hocamla birlikte Ardahan’da dolaşıyorduk.

Yolumuz, Serhat Kalkınma Ajansı tarafından yaptırılan ve işletmesi Ardahan Belediyesi’ne ait olan bungalov evler tesisine düştü.

“Bir çay içelim” dedik.

Gittik.

Çayımızı içtik ama gördüğümüz manzara, çayın tadından çok zihnimizde bir soru bıraktı:

Biz kendi memleketimizde ne zaman kendi değerlerimize sahip çıkacağız?

Tesisin içerisinde vatandaşlara hizmet etmek için çalışan garson arkadaşlar var.

Ama vatandaşın hizmet beklediği yerde, tesis sorumlularının  bir kamelyada oturup uzun uzun sohbet ettiğini gördük.

Garsonlar ise kendilerine hizmet yapmaya çalışıyor, etraflarında pervane oluyor.

Ama kamuya ait bir tesiste vatandaşın ilk bakışta görmek istediği şey bellidir:

Hizmet.

Çünkü vatandaş oraya belediyenin özel misafiri olarak değil, kendi vergileriyle ayakta duran bir kamu hizmetinden yararlanmak için gidiyor.

ASIL MESELE BAŞKA…

Fakat benim asıl dikkatimi çeken konu personelin oturup oturmamasından çok daha farklıydı.

Hoparlörlerden Batı müziği çalıyordu.

Şimdi burada kimse yanlış anlamasın.

Batı müziğine düşman değiliz.

Dünyanın her yerinden müzik dinlenebilir.

Ama insan kendi evinde kendi türküsünü neden dinlemesin?

Ardahan’da neden Âşık Şenlik çalmasın?

Neden Âşık Veysel çalmasın?

Neden Neşet Ertaş çalmasın?

Neden Kars’ın, Ardahan’ın, Erzurum’un, Iğdır’ın ezgileri duyulmasın?

Neden Kürtçe bir türkü çalmasın?

Bu toprakların zenginliği zaten farklı kültürlerin bir arada yaşamasında değil mi?

Türkülerimiz bizim hafızamızdır.

Bir türkü, bazen bir şehrin tarihidir.

Bazen bir annenin ağıdıdır.

Bazen bir askerin özlemidir.

Bazen bir âşığın sevda sözüdür.

Bazen de koskoca bir milletin hafızasıdır.

KENDİ KÜLTÜRÜMÜZDEN UTANMAYALIM

İnsanın kendi kültürüne sahip çıkması, başka kültürlere düşmanlık anlamına gelmez.

Tam tersine…

Kendi kültürünü bilen insan başkasının kültürüne de saygı duyar.

Ama kendi türküsünü susturup başkasının ezgisini sürekli öne çıkarmak, üzerinde düşünülmesi gereken bir kültür anlayışıdır.

Üstelik söz konusu olan sıradan bir özel işletme değil.

Kamu imkânlarıyla oluşturulmuş ve belediye tarafından işletilen bir tesis.

Böyle bir yerde Ardahan’ın sesinin duyulmasını istemek çok mu?

Ben bunun cevabını merak ediyorum.

FARUK DEMİR’E BİR SORU

Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir’in sanatla, özellikle Türk halk müziğiyle ilgilenen bir isim olduğunu biliyoruz.

O halde kendisine sormak hakkımız:

Başkanım, kendi sanatınızın ve kendi müziğinizin sesi neden belediyenin işlettiği tesislerde daha fazla duyulmuyor?

Siz sanatçı kimliğinizle yıllarca türküler söylediniz.

Ardahan’ın türküsünü, Anadolu’nun türküsünü söylediniz.

Peki bugün belediyenin işlettiği tesislerde neden kendi türkülerimizin daha fazla yer almasını sağlamayalım?

Bu bir siyasi mesele değildir.

Bu bir kültür meselesidir.

BELEDİYE KİMSENİN ÇİFTLİĞİ DEĞİLDİR

Gelelim işin diğer tarafına…

Bir belediye başkanı seçildiğinde eline geçen şey bir çiftlik değildir.

Bir belediye başkanı, şehrin sahibi değil; emanetçisidir.

Belediyenin bütçesi başkanın parası değildir.

Belediyenin personeli başkanın özel çalışanı değildir.

Belediyenin tesisleri de bir siyasi grubun veya çevrenin özel mekânı değildir.

Hepsi Ardahan halkınındır.

Bu nedenle belediyeye bağlı her tesiste şu soru sorulmalıdır:

En iyi hizmet nasıl verilir?

Personel seçiminde şu soru sorulmalıdır:

Bu işi en iyi kim yapar?

Yönetici belirlenirken şu soru sorulmalıdır:

Bu makamı kim liyakatle taşıyabilir?

Bunun adı siyasetten önce kamu ahlakıdır.

GENÇLER İŞSİZ, MAKAMLAR DOLU

Ardahan’ın gençleri iş arıyor.

Üniversiteyi bitiren genç, “Nereye başvuracağım?” diye düşünüyor.

Bir başka genç memleketini terk edip İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e gidiyor.

Esnaf siftah yapmanın hesabını yapıyor.

Çiftçi, hayvancı ayakta kalmaya çalışıyor.

Böyle bir şehirde kamu kurumlarında ve belediyelerde yapılan her personel tercihi daha da önem kazanıyor.

Çünkü bir kişiye verilen iş, başka bir kişinin önüne kapanan kapı olabilir.

İşte bu nedenle liyakat diyoruz.

Adalet diyoruz.

Hakkaniyet diyoruz.

Kimse kimsenin hakkını yemesin.

Kimse siyasi yakınlığından dolayı avantaj elde etmesin.

Kimse sırf birilerinin tanıdığı olduğu için öne geçirilmesin.

Ve kimse de “Benim adamım” anlayışıyla devletin veya belediyenin imkânlarını kullanmasın.

VATANDAŞ SADECE SEÇİM ZAMANI HATIRLANMAMALI

Seçim zamanı vatandaşın kapısını çalmak kolaydır.

“Bize oy verin” demek kolaydır.

Asıl mesele seçimden sonra o vatandaşın karşısına aynı samimiyetle çıkabilmektir.

Vatandaşın çayını içtiği tesiste hizmet görebilmesi…

Gençlerin iş umudunun kırılmaması…

Kamu kaynaklarının doğru kullanılması…

Şehrin kültürünün yaşatılması…

Bunların tamamı belediyeciliğin asli görevleri arasındadır.

BİZİM İSTEDİĞİMİZ KAVGA DEĞİL

Şunu da açıkça söyleyelim:

Biz kimsenin düşmanı değiliz.

Faruk Demir’in de şahsıyla bir problemimiz yok.

Eleştirdiğimiz şey yönetim anlayışıdır.

Yanlış gördüğümüzü söyleriz.

Eksik gördüğümüzü söyleriz.

Güzel yapılanı da alkışlarız.

Çünkü gazetecilik, alkış dağıtmak değildir.

Gazetecilik, vatandaş adına soru sormaktır.

Ve bugün soruyoruz:

Ardahan’ın kendi tesisinde neden Ardahan’ın sesi daha fazla duyulmuyor?

Belediye tesislerinde liyakat ve hizmet kriterleri ne kadar gözetiliyor?

Gençlerin iş talepleri hangi ölçütlere göre değerlendiriliyor?

Kamuya ait tesislerde vatandaş memnuniyeti gerçekten ölçülüyor mu?

Bunlar cevaplanması gereken sorulardır.

ARDAHAN KİMSENİN ÇİFTLİĞİ DEĞİL!

Artık bu şehirde bir şeylerin değişmesi gerekiyor.

Ardahan’ın kaderi birkaç kişinin eline bırakılamaz.

Bu şehir hepimizin.

Belediye hepimizin.

Tesisler hepimizin.

Kamu kaynakları hepimizin.

Ve en önemlisi;

Gelecek hepimizin çocuklarının.

Biz çocuklarımıza işsizliği, göçü, umutsuzluğu değil;

kendi kültürüyle gurur duyan,

kendi türküsünü söyleyen,

liyakatli insanların görev yaptığı,

vatandaşın değer gördüğü,

adaletin egemen olduğu bir Ardahan bırakmak istiyoruz.

Monşer Faruk Demir’e de buradan açık bir çağrıda bulunuyorum:

Bir gün o tesise gidin. Vatandaşın oturduğu masaya oturun. Bir çay için. Çevrenizdeki insanları dinleyin. Hangi müziği dinlemek istediklerini sorun. Gençlerin iş talebini dinleyin. Garsonun, esnafın, çiftçinin, işsizin derdini dinleyin.

Çünkü makamın yüksekliği, vatandaştan uzaklaşmak için değil;

vatandaşa daha fazla hizmet etmek içindir.

Ve unutmayalım:

Kendi sanatına, kendi kültürüne, kendi insanına saygı göstermeyen bir anlayışın memlekete vereceği en büyük zarar, insanların umutlarını tüketmesidir.

Ardahan’ın umudunu tüketmeyelim.

Ardahan’ın türküsünü susturmayalım.

Ardahan’ı birkaç kişinin değil, Ardahanlıların şehri yapalım.

Çünkü bu şehir kimsenin çiftliği değildir.

ARDAHAN, ARDAHANLILARINDIR.


12:22, 10.08.2026


Haber Yorumları

DOĞU GÜNEŞİ GAZETESİ ARDAHAN'DA GÜNLÜK YAYIN YAPAN MÜSTAKİL VE SİYASİ BİR GAZETEDİR. İLETİŞİM; SAHİBİ VE GENEL YAYIN YÖNETMENİ MEMET AVŞAR; 05414757500