Ortak Bahçenin Çiçekleri: Neden Birbirine Yabancılaştı?
Spor sahaları, çoğu zaman bir toplumun aynasıdır. Bir futbolcunun attığı golden sonra formasını öpmesi, o anki aidiyetini simgeler. Ancak Deniz Undav örneğinde olduğu gibi, bir yeteneğin başka bir ülkenin formasını giymesi, sadece bir tercih meselesi değil, toplumsal hafızamızdaki derin yaraların, ayrıştırıcı dilin ve ötekileştirmenin bir sonucudur.
Deniz Undav’ın başarısı, sadece yeşil sahalardaki bir gol değil; aynı zamanda bizim kaçırdığımız bir fırsat, kendi elimizle ittiğimiz bir değerdir. Bizim topraklarımızın insanı olan, bizim kültürümüzle yoğrulan bir gencin, neden başka bir ülkenin milli marşını söylerken o formayı öpmek zorunda kaldığını sormak zorundayız.
Irkçılık ve Faşizm: Bir Toplumun Kendi Kendine Attığı En Büyük Çalım
Bir yeteneği, sırf kökeni veya kimliği üzerinden yargılayarak dışlamak, sadece o bireye değil, bu ülkenin geleceğine vurulmuş bir darbedir. Bu topraklar; Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle binlerce yıldır aynı kaderi paylaşmış, aynı cephede omuz omuza çarpışmış insanların yurdudur. Kurucu unsurların, bu ülkenin harcında emeği ve kanı olan herkesin, bu devletin her kademesinde, sahasında ve sosyal hayatında eşit haklara sahip olması gerekirken; hâlâ "biz ve onlar" ayrımcılığı yapmak, toplumsal huzurumuza kastetmektir.
Bugün bir Cumhurbaşkanı Yardımcısının veya devletin üst kademelerindeki isimlerin Kürt kökenli olması, bu hakikatli kardeşliğin doğal bir sonucudur. Ancak bu makamların varlığına rağmen, sokaktaki ırkçılığın, işyerindeki ayrımcılığın ve spor sahalarındaki dışlayıcı tavrın sürmesi, büyük bir çelişkidir.
Aynı Bahçede, Aynı Ezgiyle...
Adem ile Havva'dan gelmiş, aynı toprağın suyuyla büyümüş, aynı havayı solumuş çocuklarız. Birimizin dili, diğerimizin zenginliği; birimizin kültürü, diğerimizin mirasıdır. Birbirimizin dilini öğrenmekten, kültürüne saygı duymaktan veya aynı bahçede omuz omuza oynamaktan korkacak neyimiz var? Düşmanlık, sadece ayrılık getirir; oysa kardeşlik, bu topraklara barışın ve başarının kapılarını açar.
Deniz Undav olayı, bize acı bir ders olmalı. Yeteneklerimizi, değerlerimizi ve en önemlisi geleceğimiz olan gençleri ırkçılığın karanlık dehlizlerine kurban vermemeliyiz. Eğer birbirimize gönlümüzü açmazsak, kendi içimizdeki cevherleri başkalarının parlatmasına seyirci kalırız.
Bu ülke hepimize yeter. Yeter ki yüreklerimizdeki önyargı duvarlarını yıkalım. Yeter ki "benden olan" ile "farklı olan" arasındaki o yapay sınırları kaldırıp, insan olmanın paydasında buluşalım. Çünkü bu vatanın çocukları, ırkçı ve faşist yaklaşımları değil, kardeşçe paylaşılan bir geleceği hak ediyor.
Unutmayalım; aynı bahçenin çiçekleri olarak, ancak birlikte açtığımızda bu vatan bir bahçeye dönüşür.
Mehmet Avşar – Gazeteci/Yazar