HOÇVAN KIZLARININ YİTİK HAYATLARI BÖLÜL 44: HAZAL’IN YARIM KALAN HAYALİ
Babasının zorla evlendirdiği Hazal, yıllar sonra aynı eve tabutuyla döndü
Bir kız çocuğunun hayali vardı: Okuyacak, üniversiteyi bitirecek, akademisyen olacak ve kendisi gibi çaresiz bırakılan kız çocuklarının elinden tutacaktı. Ancak o hayal, cehaletin ve erkek egemen anlayışın duvarlarına çarptı. Hazal zorla evlendirildi. Bir çocuk sahibi oldu. Kansere yakalandı. Son nefesinde baba evine döndü ve geride bıraktığı çocuğunu babasına emanet ederek hayata veda etti.
Hazal henüz ilkokul çağlarında başarılı, çalışkan ve gelecek için büyük hayalleri olan bir kız çocuğuydu.
Derslerinde başarılıydı.
Onun için okul yalnızca bir eğitim yuvası değil, kurtuluşun kapısıydı.
Hazal okumak istiyordu.
Üniversiteyi bitirip akademisyen olmayı, ardından da eğitim hakkından mahrum bırakılan kız çocuklarının elinden tutmayı hayal ediyordu.
Fakat onun hayatına dair kararı Hazal değil, başkaları verdi.
BABA EVİNDEN AYRILIRKEN
Babası tarafından erken yaşta zorla evlendirilen Hazal, hayallerini, okulunu ve çocukluğunu geride bırakarak baba evinden ayrıldı.
O gün babasına söylediği söz, yıllar sonra bile yüreklere dokunacak kadar ağırdı:
“Baba, sen cennetin elmasını hiç tadmayasın…”
Bir kız çocuğunun babasına söylediği bu söz, aslında çaresizliğin cümlesiydi.
Hazal kendi hayatının kararını vermek istiyordu.
Okumak istiyordu.
Kendi ayakları üzerinde durmak istiyordu.
Ama onun yerine başkaları karar verdi.
BİR ÇOCUĞU OLDU, HASTALIĞA YAKALANDI
Hazal evliliğinin ardından bir çocuk dünyaya getirdi.
Fakat kısa süre sonra hayatının en ağır sınavıyla karşı karşıya kaldı.
Kanserdi.
Hastalığı ilerledi.
Annesi zaman zaman onu evinde ziyaret ediyor, bir yandan kızının hastalığıyla mücadele ederken diğer yandan torununa sahip çıkmaya çalışıyordu.
Hazal’ın durumu ağırlaştığında ailesi onu doktora götürdü.
Doktorun sözleri ise ailenin dünyasını yıktı:
Artık yapılabilecek bir şey kalmamıştı.
Hazal’ın tek bir isteği vardı:
Baba evine dönmek.
SON NEFESİNİ BABA EVİNDE VERDİ
Hayatının en güzel yıllarını elinden alan baba evine, Hazal bu kez ölümün eşiğinde döndü.
Son gece babasını yanına çağırdı.
Geride bırakacağı çocuğunu ona emanet etti.
“Çocuğuma sahip çık.”
Son sözlerinin ardından Hazal hayata gözlerini yumdu.
Bir kız çocuğunun akademisyen olma hayali, bir annenin çocuğuyla yaşayacağı yıllar ve daha nice güzel günleri daha başlamadan sona erdi.
BİR HAYAT BİTTİ, DÖNGÜ DEVAM ETTİ
Hazal’ın ölümünün ardından ise hikâyenin en acı sayfalarından biri daha açıldı.
Hazal’ın babası, geride kalan çocuğa bakılması için Hazal’dan küçük kız kardeşini, Hazal’ın kocasıyla evlendirdi.
Böylece Hazal’ın kaderi, başka bir genç kızın hayatına da yazılmış oldu.
Bir kızın yarım kalan hayatı, başka bir kızın geleceğinin önüne geçti.
CEHALETİN FATURASI: YARIM KALAN HAYATLAR
Hazal’ın hikâyesi yalnızca bir aile dramı değildir.
Bu hikâye; kız çocuklarının eğitimden uzak bırakıldığı, çocuk yaşta evliliklerin normalleştirildiği ve genç insanların kendi hayatları hakkında karar verme hakkının ellerinden alındığı bir düzenin acı sonucudur.
Cehalet yalnızca okumamak değildir.
Cehalet; bir kız çocuğunun hayallerini görmemektir.
Onun eğitim hakkını yok saymaktır.
Onun geleceğine kendisinden habersiz karar vermektir.
Onu çocuk yaşta evliliğe mahkûm etmektir.
Ve bütün bunları “kader” diye anlatmaktır.
İLK SAVAŞ CEHALETE KARŞI VERİLMELİ
Hazal okuyabilseydi belki akademisyen olacaktı.
Belki bugün onlarca kız çocuğunun hayatına dokunacaktı.
Belki bir gün kendi öğrencilerine:
“Ben de sizin gibi bir kız çocuğuydum. Okudum, başardım.”
diyecekti.
Ama diyemedi.
Çünkü onun hikâyesinde okulun kapısı erken kapandı.
Hayallerinin kapısı kapandı.
Hayatının kapısı ise çok daha erken kapandı.
Hazal artık yok.
Ama onun hikâyesi bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Bir toplumun vermesi gereken ilk savaş cehaletle savaştır.
Çünkü cehaletin olduğu yerde kız çocuklarının hayalleri yarım kalır.
Cehaletin olduğu yerde erken evlilikler kader diye anlatılır.
Cehaletin olduğu yerde acı, kuşaktan kuşağa miras bırakılır.
Ama eğitimin olduğu yerde umut vardır.
Özgürlük vardır.
Kendi hayatını seçebilme hakkı vardır.
Ve en önemlisi gelecek vardır.
Hazal’ın yarım kalan hayali, bugün yaşayan bütün kız çocukları için bir uyarı olmalı.
Hiçbir kız çocuğunun hayali, bir başkasının kararıyla yarım kalmamalı.
Çünkü bir kız çocuğunu okutmak, yalnızca bir insanın hayatını değil; bir ailenin, bir toplumun ve gelecek nesillerin kaderini değiştirmektir.
Hazal’ın hikâyesi burada bitmesin.
Onun yarım kalan hayali, başka Hazalların geleceği olsun