Sitedeki Yeriniz : Ana Sayfa » Haberler » Yeni Dünyaya Yolculuk: Bir Kar Hikayesi

Yeni Dünyaya Yolculuk: Bir Kar Hikayesi

HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

1. Bölüm: Dönüş

Otobüs, köy yoluna saptığında Kar’ın  içini bir ürperti sardı. Camdan dışarı baktı. Uzayıp giden bozkır, rüzgârda titreyen kavak ağaçları ve dağların ardında kaybolan yol… Hiç değişmemişti. Ama içindeki his bambaşkaydı. Yıllar önce, henüz on dört yaşında bir kızken çıktığı bu yolculuk, şimdi onu geçmişin derin yaralarına götürüyordu.

Otobüs, yolun kenarında durdu. Şoför döndü, “Burası senin köy mü teyze?” diye sordu. “Evet,” dedi  Kar, sesi titreyerek. Ayakları ağırdı, yüreği daha da ağır. Valizini aldı, derin bir nefes çekti ve toprak yola adımını attı.

Köy… Sessizdi. Eskiden çocuk sesleriyle çınlayan sokaklar şimdi boştu. Pencereleri kırık evler, taş duvarları yıkılmış ahırlar… Her şey harabeye dönmüştü. Babasının evini bulmak için yürüdü. Kaç yıl geçmişti? Kırk mı? Elli mi? Zamanı hesaplamayı bırakalı çok olmuştu.

Evin önüne vardığında içini sızlatan bir manzarayla karşılaştı. Kapı açıktı ama içerisi bomboştu. Tavan çökmüş, duvarlar küflenmiş, bahçedeki  söğüt ağacı kurumuştu. Babasının elleriyle yaptığı tahta salıncağın ipleri çürümüş, rüzgârda sessizce sallanıyordu.

Kar, kapının eşiğine oturdu. Gözleri doldu. Buradan nasıl gitmişti? Hatırlıyordu… O gün babası başını önüne eğmiş, annesi gözyaşlarını içine akıtmıştı. O ise hiçbir şey anlamamıştı. Anlamadığı halde anlamış gibi yapmıştı. Çünkü burada kadınların kaderi belliydi. Konuşmaz, sorgulamaz, itiraz etmezlerdi. On dört yaşında bir kız çocuğuydu ama o gün bir mal gibi satılmıştı.

Aniden bir ses böldü düşüncelerini.

— “Sen…  Kar’ mısın ?”

Başı döndü, sesi tanıyordu. Evin yanındaki avluda, bastonuna dayanmış yaşlı bir kadın ona bakıyordu. Gözleri nemli, sesi kısılmıştı.

— “Benim,” dedi. Kar, gözlerini kırpıştırarak. “Ben döndüm.”

Kadın usulca yaklaştı, elini tuttu. Yüzüne uzun uzun baktı. Sonra başını iki yana sallayıp, “Keşke dönmeseydin,” diye fısıldadı.

Kar, içini çekti. Keşke… Gerçekten de dönmeseydi. Çünkü bu topraklarda herkes her şeyi biliyor, ama kimse konuşmuyordu.

HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

2. Bölüm: 14 Yaşındaydım

A.B., kapının eşiğinde otururken rüzgâr, geçmişin kapısını araladı. Zihninde eski görüntüler canlandı. O günkü korkuyu, çaresizliği ve annesinin titreyen ellerini hatırlıyordu.


Güneş, Hoçvan’ın taş evlerinin üzerinden yavaşça yükseliyordu. Sabahın erken saatleriydi ama evde olağanüstü bir telaş vardı. Annesi mutfağın köşesinde oturmuş, gözlerini kaçırıyordu. Babası dışarıda, ahırın önünde bir adamla konuşuyordu. Adamı tanımıyordu. Üzerinde batı illerinden gelenlerin giydiği şık ama yabancı duran bir ceket vardı. Elleri cebinde, gözleri sertti.

Annesi, titreyen elleriyle saçlarını tarıyordu. Birazdan örmeye başlayacaktı. Fakat bugün her zamankinden farklı bir his vardı içinde. Kar, annesinin gözlerinde biriken yaşları fark etti.

— “Anne…” diye fısıldadı. Ama gerisini getiremedi.

Annesi başını kaldırmadan saçlarını örmeye devam etti.

— “Bugün yolun uzun olacak, kızım.”

Yol… Kar’ın  yüreği sıkıştı.

Birkaç saat sonra evin önünde bir araba durdu. Kapı açıldı, batı illerinden gelen adam dışarı çıktı. Babası ona eşlik ediyordu. Annesi hâlâ konuşmuyordu.

Sonra  Kar’ın bileğini kavrayan bir el hissetti.

— “Hadi, kızım,” dedi babası, gözlerini kaçırarak.

Anlamıştı. O an her şeyi anlamıştı. Ama dudaklarından tek bir kelime bile çıkmadı.

Ayaklarını sürüyerek arabaya bindi. Arabanın motoru çalıştı. Arka camdan baktığında annesinin, tülbentinin ucuyla gözlerini sildiğini gördü. Babası, ellerini arkasında birleştirmiş, yere bakıyordu. Hiçbir şey söylemiyordu.

Ve işte böylece, Kar,daha çocukken bir adamın malı olarak satıldı.


Geçmişin gölgesi, şimdi köyün sessizliğiyle birleşmişti. Kar, kapının eşiğinde otururken, yaşlı kadın yanına çöktü.

— “Seni sattılar,” dedi kadın usulca.

Kar,başını kaldırdı.

— “Biliyorum.”

— “Hepinizi sattılar,” diye devam etti kadın. “Seninle birlikte daha kaç kızı gönderdiler, biliyor musun?”

Kar’ın gözleri karardı. Yutkundu. Biliyordu. Ama duymak istemiyordu.

Kadının sesi kırıktı.

— “Bazıları geri döndü,” dedi. “Ama çoğu… kayboldu.”

Köy sessizdi. Fakat Kar’ın kulaklarında yankılanan tek şey, kayıp kızların çığlıklarıydı.



HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

3. Bölüm: Unutulanların Hikâyesi

Kar, yaşlı kadının sözlerini düşündü. “Bazıları geri döndü ama çoğu kayboldu.” Bu cümle, beyninin içinde yankılanıyordu.

Kaç kız gitmişti? Kaçı geri dönmüştü? Kaçı sessizce ölüp gitmişti?

Ayağa kalktı. Evin içini görmek istedi ama içeri girmeye cesaret edemedi. Anılar çok ağırdı. Yaşlı kadına döndü.

— “Kimler döndü?” diye sordu.

Kadın derin bir iç çekti.

— “Senin gibi birkaç kişi… Ama dönenlerin çoğu buraya ait değiller artık. Konuşamıyorlar, kendilerini anlatamıyorlar. Bazıları da buraya dönmeye cesaret bile edemedi.”

Sonra sustu. Kar’ın gözlerinin içine baktı.

— “Halime ’yi hatırlıyor musun?”

Kar yüreğine bir ağırlık çöktü. Elbette hatırlıyordu. Onlar çocukluk arkadaşıydı. Birlikte oyun oynamış, aynı ekmeği bölüşmüşlerdi. Ama o da gitmişti.

— “Ne oldu ona?” diye sordu, sesi titreyerek.

Kadın başını önüne eğdi. Bir süre konuşmadı. Sonra gözlerini gökyüzüne dikerek fısıldadı:

— “Öldü.”

Kar,olduğu yerde dondu kaldı.

— “Nasıl?”

Kadının gözleri yaşardı.

— “Onu bir adama sattılar. Adam yaşlıydı, alkolikti. Çalıştırdı, dövdü, aç bıraktı… Sonunda aklını kaybetti kızcağız. Babasını arıyordu, biliyor musun? Köy köy dolaşıp insanlara babasının adını soruyordu. Ama kimse ona yardım etmedi. Kocası onu zincire vurdu. Köpek kulübesine kapattı. Sonra…”

Kadının sesi düğümlendi.

Kar’ın gözleri doldu. Nefes almakta zorlanıyordu.

— “Sonra?” diye fısıldadı.

Kadın başını iki yana salladı.

— “Öldü.”

Sessizlik ağırlaştı. Rüzgâr esti. Çimenler hışırdadı. Ama hiçbir ses, o anın karanlığını aydınlatmaya yetmedi.

Kar, başını gökyüzüne kaldırdı. O an anladı. Buraya geri dönmüştü ama geçmiş onu asla bırakmayacaktı.

Çünkü bu topraklarda unutulanların hikâyeleri hep yaşamaya devam ederdi.



HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

4. Bölüm: Hareketsiz Zamanlar

Kar, evin harabe halini bir süre daha izledi. Burası, yıllar önce hayallerinin parçalara ayrıldığı yerdi. O eski köy, eski ev… Her şey hatırlatıyordu. Ama bir şey eksikti; aile. Ailesi, yıllar önce kaybolmuştu. Annesi ve babası çoktan bu dünyadan göç etmişti. Kardeşlerinden ise hiç iz yoktu.

Kar, biraz ilerledi ve köyün en uzak noktasına, eski evlerinin yanına doğru yöneldi. Evin kapısı açıktı. İçeri girmekte tereddüt etti ama adım attı. İçerisi kararmış, eski eşyalar, kırık dökük mobilyalar, yerde terkedilmiş bir kaç çömlek vardı. Her şey terk edilmişti. Ama bir şey fark etti. Bir insan vardı.

Evin köşesinde, eski bir sandalyeye oturmuş, gözleri kararmış, fakat yine de dimdik duruyordu. O, abisinin oğluydu. İsmail. 1980 darbesinin karanlık günlerinde, siyasi suçlardan tutuklanmış ve bir yıl kadar hapiste kalmıştı.

İsmail, Kar, ın içeri girdiğini fark etti. Başını kaldırıp, gözleriyle onu süzdü.

— “Sen… Kar hala mısın ?”diye sordu, sesi titrek ama kararlıydı.

Kar, gözlerini kırpıştırarak, “Evet, ben… geldim.” dedi.

İsmail, gülümsedi ama o gülüş, yaralıydı. Yıllar boyunca çok acılar çekmiş bir adamın gülüşüydü.

— “Geri döndün demek,” dedi, “Benimle beraber bu evde yaşayacak son kişi olabilirsin. Ama buralar hâlâ senin evin,  Kar hala Yine de…”

Kar,sözü yarıda kesti, yaklaşarak İsmail’in yanına oturdu. Gözleri, evin her köşesinde aradığı bir şeyleri bulamadığı için hüzünle parlıyordu.

— “Burası hâlâ bizim evimiz mi? Yani… sen burada yalnız mı yaşıyorsun?” diye sordu, sesi kısılmıştı.

İsmail derin bir nefes aldı, başını sallayarak, “Evet,” dedi. “Ama aileden geriye ne kaldı ki? Bu evin her köşesi anılarla dolu… ve bunlar hep kaybolanlardan geriye kalan hatıralar.”

Kar, gözlerini kapatarak köyün geçmişini düşünmeye başladı. Ne çok şey kaybolmuştu. Çocukluğunun neşesi, o eski günlerin mutlu anları… Onlar şimdi birer hüzünlü yankıya dönüşmüştü.

— “Çocukluğumu burada yeniden yaşamak istiyorum,” dedi. Kar, gözleri yaşararak. “Ama ne yazık ki buralarda beni hatırlayan hiç kimse kalmadı.”

İsmail, başını eğdi. Sonra biraz düşündü.

— “Belki de hatırlamak isteyeceğin tek şey, gittikçe silinen bir yerdir. Burası artık eski köy değil. Yıkıldı, unutuldu… Ama seninle beraber, bir parça da olsa geri dönen bir şeyler var,” dedi.

Kar, derin bir nefes aldı. Kendisini daha fazla burada tutmak istemedi ama bir yandan da bir şeylerin değişmesini arzuluyordu. Çocukluk günlerinin hatıralarını, kaybolan ailesini ve köyün tüm eksiklerini yeniden bulmak istiyordu.

Ama bir şey fark etti. Yalnızca bir kişiyle değil, geçmişle de yüzleşmesi gerektiğini…



HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

5. Bölüm: Yeni Dünyaya Yolculuk

Kar, İsmail’le kısa bir sohbetin ardından, köyün en uç noktasına doğru yürüdü. O eski evin içindeki hüzün, kalbinde derin izler bırakmıştı. Çocukluğunun kaybolan izlerini ararken, köydeki her adımda biraz daha yabancılaşıyordu. Annesinin, babasının, kardeşlerinin yerinde sadece hayaletler vardı. Bir zamanlar ait olduğu yere, artık yabancıydı.

Ama içindeki bir şey ona başka bir yol gösteriyordu. Kendi içindeki boşluğu, geçmişin peşinden sürüklenerek dolduramayacağını biliyordu. Bir şeylerin değişmesi gerekiyordu.


Gün batmak üzereydi. Kar., köyün dışına doğru yürürken, ayakları sanki onu bilinçli olarak bir yere götürüyordu. Gözleri, dağların siluetinde kaybolmuştu. O eski ev, ardında yıkıntılar bırakmış, geçmişin zincirlerine sıkışmıştı. Oysa  Kar, bir tür özgürlük arayışındaydı. Her adımında kaybolan yılların ağırlığını hissediyor, ancak daha da derinlere inmeyi arzuluyordu.

İsmail’in yaşadığı yıkım, tüm köydeki diğer kayıplar gibi ona da dokunmuştu. Geçmişe takılı kalmak, onları geri getirmeye yetmeyecekti.

Kar, bu karanlık yollarda yalnız kalmaktan korkuyordu. Ama bir yandan da sanki içindeki eksikliği bir şekilde tamamlamalıydı. Nereye gideceğini bilmeden, sadece adım atıyordu. Her köşe, ona kaybolan yıllarını hatırlatıyor, ama aynı zamanda içindeki boşluğu da derinleştiriyordu.

Birden, karşısına çıkan eski yolu izlemeye karar verdi. Yola devam ederken, köyün dışındaki  bozkırda ilerledi. Rüzgârın sesiyle karışan, geçmişin yankıları arasında adımlarını hızlandırdı.


Köyün dışına çıktığında,  Kar, bir zamanlar sıklıkla gittiği dere kenarına yaklaşmıştı. Burası Karaçayır  deresiydi. Burada, çocukken en çok vakit geçirdiği yerdi. Su, ilkbaharın ılık havası altında hafifçe akıyordu, taşların üstünde su damlaları parlıyordu. Burada geçirdiği zamanlar, sanki bir başka dünyada yaşamış gibi, artık ona uzak bir anıydı.

Ama bir yandan, bu yerin ona sunduğu huzuru hissediyordu. Bu dere, yeni bir dünyaya açılan kapıydı.

Gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı. Kalbinin derinliklerinde, geçmişin kalıntılarıyla yüzleşmeye hazır hissediyordu. İçindeki boşluk, geçmişin ağır izlerinden sıyrılmak istiyordu.

Kar, ayağını suya batırarak bir adım daha attı. Su, soğuk ve berrak ama aynı zamanda ferahlatıcıydı. Burada, zamanın durduğunu hissetti. Bu su, geçmişle geleceği birbirine bağlıyordu. Her adımda biraz daha geçmişini geride bırakıyordu. Bir adım daha attığında, suyun derinliklerinde kaybolan yıllar, nihayetinde yüzeye çıkıyordu. Bu, yeni bir başlangıçtı.


Bir yolculuk, her şeyin sona ermesiyle başlamaz.


Kar, suya bakarak derin bir iç çekti. Yeni bir dünyaya adım atmak, geçmişin her şeyine rağmen bir tür cesaret gerektiriyordu. Her şey silinmişti ama  Kar, bu boşluğu kendisiyle birlikte taşımak yerine, yeni bir yolculuğa çıkmaya karar verdi. Bu yolculuk, belki de geçmişin yıkıntılarından özgürlüğe doğru bir adımdı.

Köy, geçmişin acılarını geride bırakmıştı, ama  Kar, artık bir iz arayarak, yeni bir dünyaya adım atmak istiyordu.



HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

6. Bölüm: H.K.’nin Dramı

Kar, dere kenarında birkaç adım atıp derin bir nefes aldıktan sonra, birden Halime ‘nin hikâyesi aklına geldi. Halime çocukluk arkadaşıydı. Birlikte büyüdükleri, aynı çimenlik alanlarda koşup oynadıkları kız arkadaşıydı. Fakat ne kadar güçlü bir hatıra olursa olsun, o kadar acı da içeren bir gerçekti. Halime’ nin kaderi, ne yazık ki yıllarca onu takip etmişti ve şimdi, Kar,bu dramatik geçmişi yeniden hatırladıkça kalbi paramparça oldu.

Kar, yerinden sıçrayıp, sağa sola bakarak, ağlamaya başladı. O eski köyde geçirdiği zamanların neşesi ve arkadaşları, bir anda gözlerinin önünde canlanmıştı. Halime ‘nin, kocası tarafından acımasızca işkenceye uğraması ve sonunda zincire vurulması, Kar’ın içinde bir yara açıyordu. Neden kimse buna dur demedi?

Halime ‘nin yaşadığı dehşeti düşünmek,  Kar’ı sarsıyordu. Yalnızca Halime ‘mi? Başka kimler vardı, kimler acı çekmişti? Zorla evlendirilen diğer kızlar? Kar, bir zamanlar, “Neden hiçbir şey yapmadık?” sorusunu hiç sormamıştı. Ama şimdi, yıllar sonra, soruların boyutu ve anlamı büyüyordu.

Bütün bu sorular, içinde yoğun bir acıya dönüştü. Halime o zamanlar, bir zamanlar bir arada oldukları köydeki en yakın arkadaşıydı. Ama Halime’nin evlendiği yaşlı adam, onu yalnızca bir eşya gibi görmüştü. Tüm bunları düşündükçe, Kar bir köşeye çekildi, bacaklarını karnına doğru çekerek dizlerine kapandı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Ağlaması, yılların birikmiş acısını dışarıya vurma çabasıydı. Neden, neden bu kadar sessiz kalınmıştı?

Bir zamanlar aralarındaki oyunlar, gülüşler, paylaşılan rüyalar birer hayale dönüşmüştü. Kar, masum bir kız çocuğuyken, nasıl oldu da birinin gözünde “mal” haline geldi?

Gözyaşları, yere doğru damladı, ama Kar sanki başka bir dünyada gibiydi. O eski köydeki her anı, her gülüş, her dokunuş bir başka acı için başlangıç olmuştu. Kız çocukları, hem bedenen hem de ruhen zorla evlendirilmişti. Oysa bir zamanlar, tüm bu yaşananlar geride kalmış gibi görünüyordu. Ama işte o, yıllar sonra, hala acı bir hatıra olarak kalıyordu.

Kar, kafasını kaldırıp suya bakarak derin bir nefes aldı. Gözlerinden süzülen yaşları silmeye çalıştı. Yavaşça ayağa kalktı, bu travmayı geçirecek bir şeyler yapmak zorundaydı. Bir karar verdi. Geçmişin peşinden gitmek yerine, bir şekilde bu kaybolan hayatların yaşadıklarını insanlara anlatmalıydı.

Halime ‘nin dramı, bir zamanlar yapması gereken bir şeyin hatırlatmasıydı. Kar, o kadar çok ağlamıştı ki, artık sanki içindeki tüm duygular boşalmıştı. Ama gözlerinin önünde, hala o eski köy, o eski arkadaşlar vardı. Geçmişin acısı, hiçbir zaman silinmeyecek bir yara olarak kalacaktı.


HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

7. Bölüm: Yeni Bir Başlangıç

İsmail, eski bir gazeteci olmanın verdiği ağır yükü omuzlarında taşıyarak yaşamını sürdürüyordu. Uluslararası gazetelerde çalışmış, büyük televizyon kanallarında muhabirlik ve editörlük yapmıştı. Ama 1980 darbesi, onun hayatına son derece derin izler bırakmış, yıllarca hapiste kalmış ve mesleğinden, dünyadan adeta kopmuştu. Hapis yılları, onu bir zamanlar olduğu o dinamik gazeteciye dönüştürmekten çok uzaklaştırmıştı. Bugün, o eski İsmail’in yerinde sadece silik bir gölge vardı.

Ama  Kar’ın dönüşü, ona yeniden bir umut ışığı yakmıştı. O eski hayalleri bir kez daha gözlerinde canlanmıştı. Kar geri dönerken, İsmail’in içindeki yaralı gazeteciyi yeniden uyandırmıştı.

“Belki bir şeyler yapabiliriz, İsmail,” dedi  Kar bir gün evin kapısının önünde otururken . “Bunları, yaşadıklarımızı anlatmalıyız. O kaybolan kızlar için bir şeyler yapmalıyız.”

İsmail, derin bir iç çekti. Gazeteciliği bıraktığı yıllardan sonra, her şeyden uzak bir yaşam sürdürmeye çalışmıştı. Fakat  Kar’ın tutkulu sözleri, onu tekrar eski hayatına çağırıyordu.

“Bunu yapabilirim hala.” dedi. “Bunları duyurmalıyız. Kız çocuklarını okutmak için bir şeyler yapmamız lazım.”

Kar, gözlerinde kararlı bir parıltıyla, “Evet, bu yalnızca köydeki değil, tüm Türkiye’deki bir mesele.” dedi. “Eğitim, bu halkı kurtaracak tek şey. Kız çocuklarının en azından okuma yazma öğrenmeleri gerekir. Bir şeyler yapmalıyız.”

İsmail, gözleri uzaklara dalarak düşündü. Hayatı zorluklar içinde geçmişti. Ama şimdi, Kar ona eski günleri hatırlatıyordu. Geçmişin acılarına rağmen, yapılacak bir şeyler olduğunu hissetti. Eğitim meselesi, onun da yıllarca içinde hissettiği bir eksiklikti. Babası öldükten sonra eğitim hayatından da aksaklıklar olmuş ama her şeye rağmen eğitimini tamamlamıştı, yaşananlar ona hayatın sadece bir özgürlük meselesi değil, aynı zamanda eğitimle de özgürleşebileceğini öğretmişti.

“Evet, bir şeyler yapmalıyız.” dedi, kararlı bir şekilde. “Ama önce bunu duyurmalıyız. Sesimizi duyurmalıyız. Hem köydeki insanlara, hem de dışarıdaki dünyaya.”


İsmail ve  Kar birlikte çalışmaya başladılar. İsmail’in eski gazetecilik tecrübesi ve Kar ‘ın tutkusu, onları birbirlerine yakınlaştırmıştı. Kar kız çocuklarının eğitimini savunmak için bir kampanya başlatmayı önerdi. Bu kampanya, hem köydeki diğer köylülerden hem de dışarıdaki medyadan destek almayı hedefliyordu.

İsmail, gazeteciliği bırakalı yıllar olmuştu. Ama eski mesleğine dönüş yapmak, ona bir tür yeniden doğuş gibi geliyordu. Kız çocukları için, artık bir şeyler yapma zamanıydı. Hem geçmişin hatıralarına, hem de geleceğe odaklanacaklardı.

Bir gece, ikisi birlikte köy meydanında otururken, İsmail bir anda kararını verdi. “Bu gece seninle buluşmamın, bizim için bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum A.B. Bu mesele için gerçekten adım atmalıyız. Kız çocuklarının geleceğini kurtarmalıyız.”

Kar başını sallayarak onayladı. “Herkesin sesini duyurması gerekiyor.”


O günden sonra, İsmail ve Kar gece gündüz demeden çalışmaya başladılar. Eski gazetecilik bilgilerinden faydalanarak köydeki halkı eğitmeyi, kız çocuklarının okuması için bir kampanya başlatmayı hedeflediler. Ayrıca, köydeki ve çevre köylerdeki eğitim eksiklerini tespit etmek amacıyla veriler topladılar. İsmail, eski gazetecilik tecrübesiyle, köydeki kadınlarla röportajlar yaparak, kızların yaşamlarını ve eğitim eksikliklerini ortaya koydu. Kar ise tüm bu bilgileri birleştirerek, seslerini duyuracak daha büyük bir plan yaptı.

Bir süre sonra, küçük bir dergi çıkarılmasına karar verildi. İsmail, yeniden gazeteciliğe dönecek, ama bu defa farklı bir amaç için. Geçmişin, kaybolan kızların sesini duyurmak, bir zamanlar unutulmuş olan hayatlara ışık tutmak için bir fırsattı.

Karbve İsmail’in ortak mücadelesi, sadece kendi köylerini değil, belki de tüm Türkiye’yi etkileyecek bir değişimin başlangıcı olacaktı.


HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

8. Bölüm: Yeni Bir Yolculuk Başlıyor

İsmail, yıllarca kaybolan hayalleri ve sessiz geçen yıllarını geride bırakmaya karar vermişti. Bir sabah, eski gazetecilik hayatına dönüş için ilk adımı attı. Kendi geçmişini, yaşadığı onca acıyı, kaybolan hayatları ve kız çocuklarının yaşadığı dramı anlatmaya karar vermişti. İlk olarak, eski çalıştığı gazeteye gitmeye karar verdi.

Zaman geçmişti ve eski yöneticilerinin çoğu da ya emekli olmuş, ya da başka şehirlere taşınmıştı. Ama yine de birkaç eski arkadaşı ve yöneticisi hala oradaydı. İsmail, yavaşça gazeteye adım attığında, gözlerinde bir heyecan vardı. Bu sefer, bir amaçla gelmişti.

Eski yöneticileriyle buluştuğunda, onlardan beklediği destek sözlerini aldı. Onlar, İsmail’in çalışkanlığını, dürüstlüğünü ve kararlılığını hala çok iyi hatırlıyorlardı. Yıllarca bu gazetede çalışmış, önemli haberleri kovalayan bir gazeteci olarak tanıyorlardı onu. Ve şimdi, o eski gazetecinin geri dönmesinin anlamlı bir projeyle hayatına devam edeceğini gördüler.

“İsmail, biz sana kefiliz.” dedi eski yöneticilerinden biri, “Bu konuda gerçekten bir şeyler yapmak istiyorsan, biz de sana destek oluruz. Her zaman olduğu gibi, seni bu konuda yalnız bırakmayacağız.”

İsmail, yıllardır hissetmediği bir umutla dolarak onlardan aldığı şevkle, tekrar harekete geçti. Geçmişin karanlıklarını anlatacak, kaybolan hayatları ortaya koyacak, kız çocuklarının eğitimini savunacak bir projeye başlamalıydı.

İsmail, derin bir nefes alarak günlerce sürecek bir araştırma yolculuğuna çıktı. Köy köy gezerek, geçmişte yaşanan dramları, zorla evlendirilen çocukların hikayelerini, kaybolan hayatları topladı. O acı dolu yılları, o köylerde hâlâ yaşayan kadınların ve kızların anlatımlarıyla birleştirerek, onların yürek burkan hayatlarını belgeliyordu. Her köyde, her hikâyede yeni bir dram, yeni bir acı buluyordu.

Ve bir noktada, İsmail, bütün bu anlatıları bir kitap haline getirmeye karar verdi. Kitap, sadece Hoçvan’ın değil, Türkiye’nin dört bir yanındaki benzer trajedileri de gündeme getirecekti. İsmail, bu yazacağı kitapla bir ses olmalıydı, kaybolan hayatları bir şekilde duyurmalıydı.

Yazacağı kitabın adı, belki de “Hoçvan’ın Yitik Kızları” olacaktı. Kar ile birlikte başlattıkları eğitim kampanyası ise başka bir yolda ilerleyecekti.

Bu süreçte, Kar. ile birlikte kız çocuklarının okutulması için yeni adımlar atmaya devam ediyorlardı. Köy köy dolaşarak, bu konuda bilinçlendirici çalışmalar yapıyor, eğitim ihtiyacı olan çocukların eğitimlerine katkı sağlamak amacıyla çeşitli organizasyonlarla iş birliği yapıyorlardı. Bir yandan da, yazacağı kitap için topladığı dramları, kadınların yaşadıkları zorlukları gündeme getirecek bir platform yaratmaya başlamışlardı.

İsmail, her gün bir adım daha ilerlediğini hissediyordu. Geçmişin acıları, bu kez ona yeni bir hayatın kapılarını aralıyordu. Kitap yazmak ve kız çocuklarının eğitimi için verdiği mücadele, onu yeniden hayata bağlamıştı.

Bir sabah, İsmail, kitap için son röportajını yaparken kalemiyle her cümleyi yazarken, içinde yeniden bir anlam buldu.

“Bu hikâyeler, artık sadece geçmişin karanlık izleri değil, umut ışıkları olacak.” dedi kendi kendine, bir yanda kitap için çalışırken, diğer yanda gelecek için umut olabilmek adına mücadele etmek gerektiğini biliyordu.


HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

9. Bölüm: Kayıp Zamanın Ardında

Bir gün, Kar, İsmail ile bir araya geldiğinde ona yıllardır sormak istediği bir soruyu yöneltti:

“İsmail, seninle yıllar sonra tekrar karşılaşmak ne kadar güzel, ama çok merak ediyorum. Benden sonra köyde ve ailede neler yaşandı?”

İsmail, derin bir nefes alarak gözlerini uzaklara daldırdı. Yıllar boyunca yaşadığı acıların ve zorlukların izlerini içinden atmaya çalışıyordu ama hala bazı anılar, zaman zaman onu bir kez daha sarstı.

“Bilmezsin çünkü sen cenazeye gelmedin halam… 15 yaşındaydım. Lise 1. sınıfa başlamıştım. O yaşta bir çocuğun hayata dair pek bir şey bilmediği, gözlerinde sadece hayalleri olduğu bir yaş…” dedi İsmail, sözlerine başlarken. “Ama sonra bir gün, her şey değişti. Babamı bir trafik kazasında kaybettik. O an, hayatımda her şeyin ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. Bir anda, hiçbir şey için hazır olmadığım bir yaşta, 40 yaşında biri gibi büyüdüm.”

Halası Kar, İsmail’in derin acılarına tanıklık ederken, bir yanda da gözleri yaşardı. Ancak İsmail, devam etti:

“Babamın ölümünden sonra, 7 kardeşim ve annemle yalnız kaldım. Hem kendim büyümeye çalışıyordum, hem de onları büyütmek zorundaydım.” İsmail’in sesi, acı ve kararlılıkla doluydu. “Geçim sıkıntıları, başkalarının insafsızca söyledikleri, hakaretler… Ama hiçbir şey beni pes ettiremedi. Köy halkı, bizim durumumuzu küçümsedi. Hakaret etmeye kalkıştılar. Ancak yaşın küçük olsa da yüreğim büyüktü, ben hiç vazgeçmedim. Bir çocuk, yaşına göre çok büyük yükler taşıyabilir miydi? Ben taşıdım.”

A.B.’nin halası, İsmail’in çocuk yaşta belindeki silaha dikkatlice bakarken, o silahın sadece fiziksel değil, ruhsal bir savunma aracı olduğunu fark etti. İsmail, devam etti:

“Köyde bana hakaret etmeye kalktılar. Yaşadığım zorlukları küçümsediler, benim gibi küçük bir çocuğu küçümsemenin kolay olduğunu düşündüler. Ama ben, sadece kendimi değil, annemi ve kardeşlerimi korumak için o yaşta çok büyük bir mücadele verdim. O zamanlar belimde bir tabanca vardı, ama o tabanca sadece korkutmak için değildi.”

A.B.’nin halası, İsmail’in söylediklerine kulak verirken, içinde derin bir hüzün hissetti. Bir çocuğun taşıdığı sorumluluğun, aslında hiçbir zaman bir çocuğa ait olmaması gerektiğini düşündü. Ama İsmail, hayatta kalabilmek için bu sorumlulukları almıştı.

“O günlerden sonra, hiçbir şeyin beni yıkamayacağını fark ettim. O belimdeki silah, sadece bir araçtı, ama aynı zamanda bir mücadele sembolüydü.” İsmail, her kelimesinde yaşadığı zorlukları, fakat aynı zamanda hayatta kalma gücünü anlatıyordu. “Her zorluğa, her hakarete, her türlü olumsuzluğa karşı durmayı öğrendim. O silah, sadece savunmak için değil, aynı zamanda özgürlüğümü korumak içindi.”

Kar,İsmail’in geçmişine duyduğu saygıyı fark etti. Yıllar sonra onun yaşadığı hayatın zorluklarını dinlerken, bir çocuğun yaşadığı travmaların ve yüklerin ne kadar ağır olduğunu bir kez daha düşündü.

“İsmail, her şeyin ötesinde, senin için en önemlisi, bu hayatta başkalarını korumak olmuş. Kardeşlerini, anneni, hatta köyde sana hakaret eden insanları bile…” dedi, derin bir iç çekerek. “Ve şimdi, yine bir mücadele içindesin.”

İsmail, başını sallayarak, geçmişin acılarına rağmen bir kez daha kararını verdi: “Evet, hala bir şeyler yapmak için buradayım. Geçmişte yaşadığım o zorluklar, bugün beni hayatta tutan şeyler. Şimdi, daha büyük bir sorumluluk var. Kız çocuklarının okutulması ve eğitimi için bu mücadeleyi devam ettirmeliyim.”

Kar, onun kararlılığını görünce, içinde derin bir huzur hissetti. “Evet, İsmail. Senin bu yolda başarılı olman için her şey senin elinde. Senin gücün, sadece geçmişteki zorluklarla değil, geleceğe de ışık tutacak.”

İsmail, geçmişin acılarına karşı hala dimdik ayakta duruyor, bu sefer başkalarının hayatlarını kurtarmak, kız çocuklarının eğitimine destek olmak için mücadele ediyordu.



HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

10. Bölüm: Bir Kızın İntikamı

İsmail, geçmişin acılarını hatırlarken, Kar’ın ona daha fazla sorular sormaktan geri durmadı. Köyde ve ailede yaşananları, bu kadar zamandan sonra öğrenmesi, onun ruhunu derinden etkilemişti. Fakat, Kar ne kadar acı olsa da, İsmail’in bu zorlukları nasıl aştığını görmek, ona yeni bir umut verdi.

“İsmail, şu an ne hissediyorsun?” Kar sorusunu yöneltti.

İsmail derin bir nefes aldı. Kafasında geçmişin yankıları, bir çocukken yaşadığı korkuları, zorlukları, ama aynı zamanda bu yaşadıklarının onu ne kadar güçlendirdiğini düşünüyordu. “Halam, bu kadar yıl sonra geçmişi konuşmak bana ağır geldi. Ama hissettiklerimi sana anlatmak gerekirse… Sanırım ben, geçmişte yaşadıklarımdan çok, bugün karşılaştığım zorluklara odaklanmaya başladım.”

Kar başını sallayarak İsmail’i dikkatle dinledi. “Yani hala, tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi, başkalarını korumak için savaşıyor musun?”

İsmail’in gözlerinde kararlılık vardı. “Evet, hala savaşıyorum, halam. Hem de sadece kendim için değil. Herkes için. Özellikle de o masum kız çocukları için. Bu dünyada hala onlara yapılan haksızlıkları, köleliğe sürüklenen çocukları görmek beni deliye döndürüyor.”

Kar, İsmail’in sözcükleriyle tüyleri diken diken olmuştu. Onun yaşadığı acılar, hala başkalarını savunmaya devam etmesinin gücüydü. Evet, İsmail geçmişin yükünü sırtından atmamıştı. Ancak o yük, şimdi bir halkın sorunlarıyla birleşmişti.

“O halde senin için yeni bir yolculuk başlıyor. Bunu her zaman söyledim ve tekrar söylüyorum, senin içinde bir yangın var. O yangın sadece seni değil, etrafındaki her insanı yakıyor.” Kar sözlerine devam etti. “Senin gibi bir insan, her şeye rağmen, her zorluğa rağmen devam edebiliyorsa, o yangın bir gün bu dünyada bir değişim yaratacak.”

İsmail, derin bir iç çekerek başını salladı. Kar’ın sözleri, ruhunu tekrar ateşle doldurmuştu. Şimdi sadece geçmişin gölgelerinden değil, geleceğin inşa edilmesinden de sorumluydu.

“Köy köy gezmeye başladım halam. Her bir kadının hikayesi bambaşka… Ama acıları aynı. O yüzden araştırmalarımda karşılaştığım her dramı topluyorum. Bir gün, o kız çocuklarının yaşadığı bu dramları anlatan bir kitap yazmak istiyorum. O kızların sesini duyurmak, en azından bir nebze de olsa, hayatlarına dokunabilmek…”

Kar,  İsmail’in söyledikleriyle hem gururlandı hem de büyük bir acı hissetti. “Bunu yapmak çok zor, İsmail. Ama senin azmin ve kararlılığın var. Her şeyin başlangıcı da bu olacak. Biraz daha mücadele et, sonrasında seni kimse durduramayacak.”

İsmail, yolunun ne kadar uzun olduğunu biliyordu. Ama o yolda, sadece kendini değil, her masum kızı da kurtarmak istiyordu. Ve o gün geldiğinde, hiçbir şeyin onu durduramayacağına inanıyordu.

“Evet, halam. Her şeyin başlangıcı bu olacak. Kızlar için, bizler için…”

Kar ve İsmail’in konuşması, bir mücadeleye ve geleceğe dair umutla sonlandı. Her iki karakterin de geçmişten ve bugünden taşıdığı sorumluluklar, onları yeni bir mücadeleye ve değişimin öncüsü olmaya götürecekti. Ve hoçvan’ın yitik kızları, sadece geçmişin kaybolmuş sesleri değil, geleceğin inşasında önemli bir rol oynamaya devam edecekti.




Tamam, bundan sonra A.B.’nin ismini Kar olarak kullanarak devam edebiliriz. Şimdi hikayenin yeni bölümüne göre devam edelim:



HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

10. Bölüm: Bir Kızın İntikamı

İsmail, geçmişin acılarını hatırlarken, Kar ona daha fazla sorular sormaktan geri durmadı. Köyde ve ailede yaşananları, bu kadar zamandan sonra öğrenmesi, onun ruhunu derinden etkilemişti. Ancak, Kar, ne kadar acı olsa da, İsmail’in bu zorlukları nasıl aştığını görmek, ona yeni bir umut verdi.

“İsmail, şu an ne hissediyorsun?” Kar sorusunu yöneltti.

İsmail derin bir nefes aldı. Kafasında geçmişin yankıları, bir çocukken yaşadığı korkuları, zorlukları, ama aynı zamanda bu yaşadıklarının onu ne kadar güçlendirdiğini düşünüyordu. “Halam, bu kadar yıl sonra geçmişi konuşmak bana ağır geldi. Ama hissettiklerimi sana anlatmak gerekirse… Sanırım ben, geçmişte yaşadıklarımdan çok, bugün karşılaştığım zorluklara odaklanmaya başladım.”

Kar başını sallayarak İsmail’i dikkatle dinledi. “Yani hala, tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi, başkalarını korumak için savaşıyor musun?”

İsmail’in gözlerinde kararlılık vardı. “Evet, hala savaşıyorum, Kar. Hem de sadece kendim için değil. Herkes için. Özellikle de o masum kız çocukları için. Bu dünyada hala onlara yapılan haksızlıkları, köleliğe sürüklenen çocukları görmek beni deliye döndürüyor.”

Kar, İsmail’in sözcükleriyle tüyleri diken diken olmuştu. Onun yaşadığı acılar, hala başkalarını savunmaya devam etmesinin gücüydü. Evet, İsmail geçmişin yükünü sırtından atmamıştı. Ancak o yük, şimdi bir halkın sorunlarıyla birleşmişti.

“O halde senin için yeni bir yolculuk başlıyor. Bunu her zaman söyledim ve tekrar söylüyorum, senin içinde bir yangın var. O yangın sadece seni değil, etrafındaki her insanı yakıyor.” Kar sözlerine devam etti. “Senin gibi bir insan, her şeye rağmen, her zorluğa rağmen devam edebiliyorsa, o yangın bir gün bu dünyada bir değişim yaratacak.”

İsmail, derin bir iç çekerek başını salladı. Kar’ın sözleri, ruhunu tekrar ateşle doldurmuştu. Şimdi sadece geçmişin gölgelerinden değil, geleceğin inşa edilmesinden de sorumluydu.

“Köy köy gezmeye başladım Kar. Her bir kadının hikayesi bambaşka… Ama acıları aynı. O yüzden araştırmalarımda karşılaştığım her dramı topluyorum. Bir gün, o kız çocuklarının yaşadığı bu dramları anlatan bir kitap yazmak istiyorum. O kızların sesini duyurmak, en azından bir nebze de olsa, hayatlarına dokunabilmek…”

Kar, İsmail’in söyledikleriyle hem gururlandı hem de büyük bir acı hissetti. “Bunu yapmak çok zor, İsmail. Ama senin azmin ve kararlılığın var. Her şeyin başlangıcı da bu olacak. Biraz daha mücadele et, sonrasında seni kimse durduramayacak.”

İsmail, yolunun ne kadar uzun olduğunu biliyordu. Ama o yolda, sadece kendini değil, her masum kızı da kurtarmak istiyordu. Ve o gün geldiğinde, hiçbir şeyin onu durduramayacağına inanıyordu.

“Evet, Kar. Her şeyin başlangıcı bu olacak. Kızlar için, bizler için…”

Kar ve İsmail’in konuşması, bir mücadeleye ve geleceğe dair umutla sonlandı. Her iki karakterin de geçmişten ve bugünden taşıdığı sorumluluklar, onları yeni bir mücadeleye ve değişimin öncüsü olmaya götürecekti. Ve Hoçvan’ın yitik kızları, sadece geçmişin kaybolmuş sesleri değil, geleceğin inşasında önemli bir rol oynamaya devam edecekti.



HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

11. Bölüm: Yeni Bir Başlangıç

Kar ve İsmail, hayatlarında bir dönüm noktasına gelmişlerdi. Kız çocuklarının eğitimi için yıllarca süren mücadele, nihayet somut bir hale bürünmüştü. O kadar büyük bir sorumlulukları vardı ki, her adımda yeni bir engelle karşılaşıyorlar, ama asla geri adım atmıyorlardı. Geçmişin karanlık izlerini silmek, bugünün güçlü kadınları için bir yol açmak ve Hoçvan’daki yitik kızları bir umut ışığıyla geleceğe taşımak için her şeylerini ortaya koymuşlardı.

Bir gün, Kar, İsmail’e heyecanla gittiği bir toplantıdan döndü.
“İsmail, bir fikrim var!” dedi. “Kız çocuklarını okutmak için ciddi bir şeyler yapmalıyız. Sadece köylerdeki çocuklarla kalmamalıyız. Bu mesele, tüm ülkenin meselesi olmalı!”

İsmail, Kar’ın gözlerindeki ışıltıyı fark etti ve hemen dikkatle dinledi. “Ne düşündüğünü söylersen, belki biz de katkıda bulunabiliriz.”

Kar, heyecanla planını açıkladı: “Bir dernek kurarak, kız çocuklarının eğitimi için kampanyalar düzenleyeceğiz. Ebeveynlerin evlerinde kullanılmayan eski giysi ve eşyalarını toplayacağız. Bu eşyaları derneğin açacağı mağazalarda satışa sunarak elde ettiğimiz gelirle kız çocuklarının eğitimine katkı sağlayacağız. İnsanlara, kendi eski eşyalarının başkalarının hayatına nasıl dokunabileceğini göstereceğiz.”

İsmail, Kar’ın önerisini düşünürken gözlerinde bir umut parladı. Bunun doğru bir adım olduğuna inanıyordu. Bu fikir, hem maddi hem manevi olarak çok güçlü bir etki yaratabilir ve tüm Türkiye’ye yayılarak, daha fazla kız çocuğuna ulaşabilirdi.

“Harika bir fikir, Kar. Hemen işe koyulalım.”

Birkaç hafta içinde, “Kız Çocuklarını Okutma ve Eğitime Destek Derneği” kuruldu. İlk etapta sadece birkaç gönüllüyle, İstanbul’da bir mahallede minik bir depo kiralandı. Ancak bir çığ gibi büyüme hızla başladı. İnsanlar evlerindeki eski giysilerini, mobilyalarını ve kullanılmayan her şeyi derneğe bağışlamaya başladılar. Ülkedeki birçok yerel mağaza da destek vermek için el birliğiyle bağışta bulundular.

Dernek, sadece Kız Çocukları İçin Eğitim hedefiyle kurulmuştu, ancak zamanla eğitim ve gelişim konusunda birçok farklı alanda proje üretmeye başladı. Dernek, çocukları yalnızca eğitmekle kalmayıp, kızların gücünü arttıracak psikolojik destek, sanat ve kültür dersleri de veriyordu. Eğitimi daha kapsamlı hale getirebilmek için birçok gönüllü öğretmen ve eğitmen katkı sağlıyordu.

Ve sonra, İsmail ve Kar’ın çalışmalarının, yavaş yavaş medya tarafından fark edilmesi başladı. Başta İstanbul olmak üzere, tüm ülkede, dernek hakkında haberler çıkmaya başladı. Yerel televizyonlar, radyo istasyonları ve gazeteler ardı ardına derneği konu alan haberler yayımladılar. İsmail ve Kar, günlerce televizyon programlarına katıldılar, ülke çapında seslerini duyurmayı başardılar. Derneğin hikayesi, ülkenin dört bir yanındaki ailelere ilham veriyor, gönüllü sayısı hızla artıyordu.

Medyanın ilgisi arttıkça, derneğin gelirleri de hızla yükseldi. Eski giysiler, kitaplar, oyuncaklar, küçük ev eşyaları derneğin gelişen mağazalarında satışa sunuldukça, elde edilen gelirle kız çocuklarının eğitimi için fonlar birikmeye devam etti. Kar ve İsmail derneğin yönetimini güçlendirdiler, her köyde ve şehirde, eğitimde fırsat eşitsizliği yaşayan kızlara ulaşmak için daha fazla çaba sarf ettiler.

Bir gün, bir televizyon programında, İsmail son derece duygusal bir konuşma yaptı:
“Bu dernek, bizim için sadece bir proje değil. Kız çocuklarının kaybolan seslerini bulma, onlara umut olma mücadelesi. Şu an burada, bizimle birlikte çalışan her gönüllü, bir kadının geleceğini şekillendiriyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki köylerde, kasabalarda, kızlarımızın eğitimi için verdiğimiz bu mücadeleye katkı sağlayan herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.”

Televizyon ekranında yansıyan bu sözler, tüm ülkeyi etkiledi. Yavaş yavaş daha fazla insan derneğe katılmaya başladı. Yine bir gün, Kar ve İsmail, dernek merkezinde otururken karşılarına geçen hafta bir televizyon programında röportaj veren bir kadının yazdığı teşekkür mektubunu okudular:

“Sizler, sadece eğitim değil, kızlarımıza onurlu bir yaşam hakkı tanıyorsunuz. Bugün burada yazıyorum çünkü kızım artık okulda ve bir gün doktor olmak istiyor. Bunun için sizlere minnettarım. Eğer siz olmasaydınız, belki de kızım hayalini kurduğu bu hayata asla kavuşamayacaktı.”

İsmail, gözleri dolarak, Kar’a döndü. “Biz gerçekten de bir şeyler değiştirebiliyoruz.”

Kar gülümsedi, “Evet, İsmail. Her bir kızın hayatına dokunuyoruz. Ve bu sadece bir başlangıç. Daha gidecek çok yolumuz var.”

Ve o yol, bir gün Türkiye’nin dört bir yanını saran bir hareket haline geldi.
Kız çocukları için umut, sadece bir dernek değil, bir halk hareketine dönüşmüştü.


HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

12. Bölüm: Yükselen Sesler

İsmail ve Kar, derneğin büyümesiyle birlikte hızla farklı bir evreye geçmeye başladılar. Her köyden, her kasabadan gelen desteklerle Kız Çocuklarını Okutma ve Eğitime Destek Derneği, birçok farklı şehirde şubeler açmaya başladı. Birçok gönüllü öğretmen, eğitmen, doktor ve psikolog bu hareketin parçası olmaya başladı. Her geçen gün daha fazla kız çocuğunun hayatına dokunuyorlar, onları sadece okullara değil, hayatta mücadele etmek için gereken güçle donatıyorlardı.

Ancak, tüm bu yükselen başarı ve destekle birlikte, yolculukları zorluklarla doluydu. İsmail, eski işini bırakıp, dernek için bütün enerjisini harcıyor, Kar da aynı şekilde gece gündüz çalışarak, tüm projeleri organize ediyordu. Fakat en büyük zorluk, onların yaşam biçimlerinin merkezini oluşturan bu sorunun, toplumun genelinde hâlâ büyük bir engel olmasıydı. Eğitim, hala birçok yerel halk için öncelikli bir konu değildi. Ve hatta birçok köyde, kız çocuklarının eğitimi, hala “gereksiz” olarak görülüyordu.

İsmail ve Kar, ülkenin dört bir yanındaki köylerden gelen tepkilere karşı bazen yalnız kalıyor, bazen de yılmak üzere olduklarını hissediyorlardı. Ama içlerinde bir şey vardı; gözlerinde yankılanan kız çocuklarının gözleri. O gözlerdeki umut, onları her defasında yeniden harekete geçiriyordu.

Bir gün, bir köyde derneğin bir etkinliği için gittikleri sırada karşılarına çıkan bir baba, şunları söyledi:
“Sizin bu işlerinizin hepsi boş işler. Kızımı okutmama karışamazsınız. Bir kız çocuğunun eğitilmesinin, ailenin hayatında hiçbir yere varacağını düşünmüyorum. O sadece ev işlerine yarar, büyüyünce evlenir, çocuk yapar. Okutmakla ne olacak?”

İsmail, bu karşıt bakış açısıyla her zaman baş edemediği gibi, bu sefer de konuşmakta güçlük çekti. Kar, sakin bir şekilde araya girdi:
“Amca, belki de sizin için okumanın bir anlamı yoktur. Ama sizin kızınız, belki de çok farklı bir geleceği hak ediyor. Belki de sizin kızınız, ülkede değişim yaratacak bir bilim insanı, bir öğretmen, bir sanatçı olacak. Her şeyin temeli eğitim. O kızın da bir gün sizi geçeceğine inanın.”

İsmail, Kar’ın sözlerini dinledikten sonra içindeki tüm gücü toplamaya çalışarak, söz aldı:
“Evet, belki de en başta ne için savaştığımızı bilmiyorsunuz. Ama bu sadece bir kız çocuğunun eğitilmesi meselesi değil, tüm toplumun geleceğini şekillendirmek meselesi.”

O baba, bir süre susarak onları dinledi. Bazen en güçlü anlatımlar, susarak yapılanlardır. O an, İsmail ve Kar, büyük bir dönüşümün başlangıcına tanıklık ediyorlardı. Belki de bir gün o baba, kızının eğitim almasını isteyecekti.

Ve dernek, yavaş yavaş başka şehirlere ve köylere de yayıldıkça, medyanın ilgisi hiç hız kesmeden devam etti. Ülkenin önde gelen televizyon kanalları, dernekle ilgili özel belgeseller hazırlamaya başladılar. Gönüllüler, medyanın desteğiyle daha da kalabalıklaşırken, destek veren sanatçılar, sporcular ve ünlü isimler de kız çocuklarının eğitimi için bağışta bulunmaya başladılar.

Bir sabah, İstanbul’un en ünlü haber kanallarından biri, İsmail ve Kar’ı konuk etmek için davet etti. O an, İsmail ve Kar derneği anlatırken, geçmişin acılarını bir nebze de olsa geride bırakıyor, sadece bugün ve yarının kız çocuklarının hayallerine odaklanıyorlardı.

“İsmail Bey, Kar Hanım, sizlerin mücadelesi gerçekten çok kıymetli. Derneğinizin büyüdüğünü ve topluma olan etkisini gözlerimizle görüyoruz. Ancak, daha geniş bir kitleye nasıl ulaşmayı planlıyorsunuz?” diye sordu sunucu.

İsmail, başını dik tutarak ve gözlerinde bir kararlılıkla yanıt verdi:
“Bu sadece bizim değil, tüm toplumun meselesi. Bizim görevimiz, her bir kız çocuğunun potansiyelini ortaya çıkarması için onları eğitmek, okutmak ve onları dünyaya katmak. Bizim amacımız, toplumu eğitimle değiştirmektir. Her geçen gün daha fazla insana ulaşıyoruz ve bu hareket büyüdükçe, aramıza katılan gönüllü sayısı artıyor. Bu bizim için bir başlangıç, sadece bir ilk adım. Türkiye’nin her köyünde, her kasabasında, her şehrinde kız çocuklarının eğitimini savunmaya devam edeceğiz.”

Ve Kar, ekledi:
“Bu sadece bir dernek değil. Bu, bir umut, bir ışık. Her kız çocuğuna hayalini kurduğu bir geleceği sunmak için, hep birlikte çalışıyoruz.”

Herkes derin bir sessizliğe gömüldü. O an, ekranda yayınlanan bir tek cümle vardı:
“Her kız çocuğu, dünya için bir umuttur.”

Televizyondan, derneğe yönelik gelen destek katlanarak artmaya başladı. Sadece bağışlarla kalmayıp, gönüllüler de ülkenin dört bir yanından gelerek, projelere katkı sağladılar. Kar ve İsmail, her geçen gün daha fazla kız çocuğunun eğitimi için çalışmalarını sürdürüyor, yolculuklarını sürdürmekte kararlıydılar.



Derneğin yayılması, medyanın ilgisi ve gönüllülerin artan desteğiyle, Türkiye’nin dört bir yanında seslerini duyurmuşlardı. Kız çocuklarının hayatlarını değiştiren bu hareket, her adımda büyüyerek, toplumun vicdanına dokunuyordu.


HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

13. Bölüm: Dahi Bir Çocuğun Yükselişi

Dernek, her geçen gün büyürken, aralarına katılan çocukların yeteneklerini gözden kaçırmıyor, her birinin potansiyelini ortaya çıkarmak için çaba harcıyorlardı. Ancak Oya, diğerlerinden çok farklıydı. Oya, yetim bir kız çocuğuydu. Küçük yaşta ailesini kaybetmiş, köyünde hayatta kalmaya çalışan, hem büyük bir yalnızlık hem de sevinçsizlik içinde büyüyen bir çocuktu. Derneğe katıldığında, tıpkı diğerleri gibi oldukça içine kapanık, içine kapanmış bir haldedir.

Ancak bir gün, Oya derneğin atölye bölümüne gittiğinde, diğer çocuklarla birlikte atık malzemeleri değerlendiren bir projeye katılmaya karar verdi. Bu, aslında sıradan bir atık toplama ve geri dönüşüm projesiydi. Ancak Oya öylesine farklı bir bakış açısıyla çalıştı ki, nehirdeki taşlar, hurda metal parçaları, eski plastik şişeler, kullanılmış tel ve kartonlar, onun ellerinde birer harika araçlar haline dönüştü.

İsmail, bir gün Oya’nın yaptığı çalışmaları izlerken çok şaşırdı. Oya, eski atık malzemeleri hayatı kolaylaştıran mucizelere dönüştürüyordu. Yalnızca bir düğme veya eski bir çelik tel parçası, onun elinde çalışan bir jeneratöre, elektrikli bir makineye, hatta bir su pompasına dönüşüyordu. Oya daha küçük yaşta, çok büyük bir potansiyele sahip olduğunu herkesin gözlerine sergiliyordu.

Bir sabah, İsmail ve Kar, Oya’yı atölyede bulduklarında, küçük kız yeni icadıyla meşguldü. Yerdeki eski metal kutular ve boyalı tahtalar, Oya’nın yeni icadı için malzeme olmuştu. İsmail, Oya’nın yanında durarak, hayretle izledi. O an, Oya’nın yetenekleri, onun içine doğan özel bir ışık gibi parlıyordu.

İsmail, hayretle Kar’a döndü:
“Bu kız, sadece eğitim için değil, belki de dünyanın en büyük icatlarını yapabilecek biri. O gerçekten bir dahi.”

Kar, gülümsedi ve gözlerini Oya’nın yaptığı makineye dikerek, şöyle dedi:
“Evet, bu çocuk sadece eğitilmeyi değil, dünya çapında bir değişim yaratmayı hak ediyor.”

Birkaç hafta sonra, İsmail ve Kar, Oya’nın eğitimini bir üst seviyeye taşımaya karar verdiler. Dernekle birlikte, Oya’yı ardında bıraktığı köyden, Ardahan’daki bilim ve teknoloji okuluna kaydettirdiler. Ardahan, hem bölgesel olarak hem de ulusal düzeyde teknolojik yenilikler ve araştırmalar için bir merkez haline geliyordu. Oya, burada sadece eğitim almayacak, aynı zamanda daha önce hayal bile edemeyeceği büyük projelere imza atma fırsatını bulacaktı.

Ardahan’daki Bilim ve Teknoloji Okulu açıldığından itibaren gözle görülür bir gelişim göstermeye başladı. Bu okul, daha önce en uzak köylerden gelen, eğitim alamamış çocuklara da fırsat tanıyan bir okuldu. Oya, okulda ilk gününde bile, geri dönüşüm ve atık malzeme kullanımıyla ilgili büyük bir proje hazırlamıştı. Diğer öğrenciler, Oya’nın zekasına hayran kaldılar ve öğretmenleri, Oya’nın başarısını ilk günden fark ettiler.

Öğretmenlerinden biri, Oya’nın dahi olduğunu fark ettiğinde, onu farklı projelere yönlendirdi. Oya, kısa süre içinde, okulda robot teknolojisi ve otomasyon üzerine projeler geliştiren bir lider haline geldi. Kendi icatları, okuldaki diğer çocukların da cesaretini arttırdı ve yeni fikirlerin doğmasına neden oldu.

Okulda, Oya’nın yaptığı icatlar, yerel yönetimler ve bazı teknoloji şirketleri tarafından dikkatle izlendi. O, köyünde hayatını zor şartlar altında geçiren bir kız çocuğuyken, şimdi ülkenin en parlak mühendis adaylarından biri haline geliyordu.

İsmail ve Kar, Oya’nın her adımında yanındaydılar. Oya’nın hikayesi, kız çocuklarının eğitimi ve potansiyeli adına önemli bir dönüm noktasıydı. Oya, bir zamanlar kendi köyünde küçümsenen bir çocukken, şimdi tüm Türkiye’ye ilham veriyordu.

Dernek, Oya’nın icatlarını tanıtmak için sergiler düzenledi, yerel medyada onun başarıları haber oldu. Oya’nın hikayesi, yalnızca bir kız çocuğunun hayatta kalmak için mücadele etmesinin ötesinde bir şeydi; o, dünyayı değiştirecek bir potansiyelle doğmuştu.

Bir gün, İsmail ve Kar, Oya’yla birlikte okula geldiğinde, okulun müdürü onlara büyük bir sürpriz yaptı:
“Oya, bizim okulumuzun onur öğrencisi oldu ve çok yakında, ulusal düzeyde ödül alması bekleniyor. Bu kız, sadece buradaki diğer öğrencilere değil, tüm Türkiye’ye ilham verecek.”

Ve o gün, Oya’nın adı, kız çocuklarının eğitiminde yeni bir umut ışığı olarak parlamaya devam etti.

HOÇVAN’IN YİTİK KIZLARI

14. Bölüm: Mücadelemiz Büyüyor

Oya’nın başarısı, sadece dernekteki gönüllüleri değil, tüm ülkeyi derinden etkilemişti. Onun azmi ve zekâsı, yıllarca eğitimden mahrum bırakılmış çocukların neler başarabileceğinin canlı bir kanıtıydı. Ancak İsmail ve Kar, bunun sadece bir başlangıç olduğunu çok iyi biliyorlardı.

İsmail, bir gün dernek binasında gönüllülerle konuşurken kararlı ve güçlü bir sesle şunları söyledi:

“Bizim mücadelemiz yalnızca kız çocukları için değil. Bu topraklarda eğitimsiz tek bir çocuk kalmayana kadar devam edecek!”

Bu sözler, dernek çatısı altında çalışan herkesin yüreğinde yankılandı. Kar, gözlerini İsmail’e çevirdi ve başını sallayarak destekledi.
“Evet, Hoçvan’da başlayan bu hareket, tüm Türkiye’ye yayılmalı. Her köye, her mahalleye ulaşmalıyız. Okumayan, okuyamayan tek bir çocuk bile kalmamalı.”

O günden sonra, dernek artık sadece kız çocuklarının değil, eğitimden mahrum kalan tüm çocukların sesi olmaya başladı. İstanbul’da başlayan yardım kampanyaları, kısa sürede Ankara, İzmir, Diyarbakır, Erzurum, Van, Trabzon ve daha birçok şehre yayıldı.

Gönüllüler, köy köy, mahalle mahalle dolaşıyor, ailelerle birebir konuşarak onları çocuklarını okula göndermeye teşvik ediyordu. Eğitime destek sağlamak amacıyla bağış kampanyaları düzenleniyor, kullanılmayan eşyalar toplanıp mağazalarda satılıyor, elde edilen gelirle burs fonları oluşturuluyordu.

Okulların Kapıları Açılıyor

Bir gün, Ardahan’ın en ücra köylerinden birinde, hala okula gitmeyen çocuklar olduğunu öğrendiler. Kar ve İsmail, hemen oraya giderek ailelerle görüştüler. Çoğu aile, “Bu çocuklar okusalar ne olacak? Zaten iş yok, güç yok, aç kalırız.” diyerek çocuklarını okula göndermekte tereddüt ediyordu. Ancak Kar, onların gözlerinin içine bakarak, yüreğindeki tüm samimiyetle konuştu:

“Eğer eğitim olmasaydı, bugün burada sizinle konuşan insanlar olmazdık. Eğer eğitim olmasaydı, biz hâlâ yoksulluğun, çaresizliğin içinde kaybolmuş olurduk. Ama bir çocuk okursa, sadece kendisini değil, tüm ailesini, tüm köyünü değiştirir.”

Bu sözler, en katı kalpleri bile yumuşattı. Aileler, çocuklarını okula göndermeye karar verdi. Dernek, bu çocuklar için özel burslar ayarladı, kırtasiye ve giysi yardımları yapıldı. O köydeki okulun kapıları, ilk kez tam anlamıyla aralandı.

Küçük Adımlardan Büyük Bir Hareket Doğuyor

Zamanla, dernek bir eğitim seferberliğine dönüştü. Türkiye’nin dört bir yanında şubeler açıldı. Gönüllü öğretmenler, köy okullarında dersler vermeye başladı. Bazı büyük iş insanları ve sanatçılar, derneğin çalışmalarını destekleyerek yeni okullar yapılmasına katkı sağladılar.

Artık bu hareketin adı konmuştu: “Yeni Dünya Eğitime Destek Vakfı”

İsmail ve Kar, bu vakfın öncüsü olarak yola devam ederken, Oya gibi birçok yetenekli çocuğun eğitimle buluşmasını sağladılar. Yıllar içinde binlerce çocuk, bu hareket sayesinde okula başladı, eğitim aldı ve kendi ayakları üzerinde durabilecek bireyler haline geldi.

Mücadele büyümeye devam ediyordu. Çünkü bu topraklarda eğitimsiz tek bir çocuk kalmayana kadar, durmak yoktu!

KAR’IN KARDELENLERİ

İlk kardelen, kışın en sert zamanında toprağı delip gün yüzüne çıkardı başını. Kar, bu çiçeği her zaman kendine benzetirdi. Zorluklara rağmen hayata tutunan, direnen, en umutsuz anlarda bile filizlenen bir umut…

Şimdi, onun kardelenleri çoğalıyordu. Bir zamanlar kaderine terk edilen, okumaktan mahrum bırakılan kız çocukları artık karanlıkta değil, ışığın peşindeydiler. Kar’ın Kardelenleri adıyla anılan bu yeni nesil, eğitimle güçleniyor, cehaletin zincirlerini kırarak hayata yeni bir yol çiziyordu.

Küçük Eller, Büyük Hayaller

Oya, İsmail ve Kar’ın en büyük umuduydu. Ardahan’ın soğuk ve yoksul köylerinden birinde doğmuştu. Annesi, “Kız çocuğunun okuyup da ne yapacağını” düşünenlerdendi. Babasıysa, onu erken yaşta evlendirme niyetindeydi. Ama Oya’nın kaderi farklı yazılmıştı. Kar ve İsmail’in kurduğu dernek, onu bularak eğitim almasını sağlamıştı.

Zamanla Oya’nın içindeki cevher ortaya çıktı. Eski, atılmış malzemelerden hayatı kolaylaştıran icatlar yapıyor, sıradan nesnelere farklı işlevler kazandırıyordu. Onun zekâsı öğretmenlerinin gözünden kaçmadı. Bir gün, İstanbul’daki büyük bir bilim ve teknik okuluna kabul edildi. Oya, gözyaşları içinde Kar’ın elini tuttuğunda, onun sayesinde bir hayali daha gerçeğe dönüşüyordu.

“Senin gibi çocuklar bu ülkenin gerçek umudu. Kardelenler toprağı nasıl delip çıkıyorsa, siz de tüm engelleri aşacaksınız,” dedi Kar.

Kardelenler Çoğalıyor

Kar’ın Kardelenleri sadece Oya ile sınırlı değildi. Artık onlar yüzlerce, binlerce kız çocuğuna dönüşmüştü. Dernek, sadece kıyafet ve eğitim desteği vermiyor, aynı zamanda bu çocukların özgüven kazanmasını, kendi ayakları üzerinde durmasını sağlıyordu.

İsmail, eski çalıştığı gazetelerde ve televizyonlarda bu başarı hikâyelerini anlatıyor, ülke genelinde bir farkındalık kampanyası başlatıyordu. Artık insanlar, kız çocuklarının eğitimini desteklemeyi bir vicdan borcu olarak görüyorlardı.

Ve her geçen gün, Kardelenler biraz daha çoğalıyordu.

Yeni Bir Bahar

Ardahan’ın köylerinde, daha düne kadar umutsuzluk içinde yaşayan aileler, şimdi çocuklarının başarılarıyla gururlanıyordu. Eğitim alan kız çocukları, öğretmen, doktor, mühendis, gazeteci oluyor, geçmişin karanlığını aydınlatan ışıklara dönüşüyordu.

Kar ve İsmail, yıllarca verdikleri mücadelenin meyvelerini gördükçe, bu yolda yürümeye devam etmeye karar verdiler.

Kar’ın Kardelenleri, artık sadece bir dernek değil, bir direniş, bir uyanıştı.

Ve bu mücadele, tüm çocuklar özgürce okuyana kadar devam edecekti.

Mehmet Avşar


00:12, 04.04.2025


Haber Yorumları

DOĞU GÜNEŞİ GAZETESİ ARDAHAN'DA GÜNLÜK YAYIN YAPAN MÜSTAKİL VE SİYASİ BİR GAZETEDİR. İLETİŞİM; SAHİBİ VE GENEL YAYIN YÖNETMENİ MEMET AVŞAR; 05414757500